Salı, Ekim 20, 2009



Koza Kelebeği Bilmez


'Koza için hayatın sonu olarak görünen şeyi, ustalar kelebek olarak görür.'

- 'Kaderini ancak sen keşfedebilirsin, senin için hazırlanmış yolu ancak sen bilebilirsin. Orası kalbinin seni davet ettiği yoldur.

Nasıl ki koza kelebeği bilmez, halbuki kaderidir onun kelebek olmak. Ancak cesur olursa, cesaret ederse bir yumağın içinde sıkışmış kalmışlıktan, kabuğunu kırarak gökyüzüne, özgürlüğe kanat çırpar. İşte insanoğlunun hikâyesi de budur. Asla kaderini baştan bilmez ve eğer geçilmemiş yollardan geçmez, açılmamış kapıları açmazsa, sonunda bir anlamda açılmadan iade olacaktır. Uykulardan uyanmanın, özgürlüğe kanat çırpmanın zamanı gelmedi mi? Sözleri beni şoka sokmuştu.

Cesaretimi topladım ve sordum:

- Umarım sormamda bir sakınca yoktur, ama kimsiniz siz?

- Adım Julian Mantle ve buraya senin rehberin olarak hizmet etmeye geldim.

- Julian Mantle mı? Ferrari'sini Satan Bilge mi? Ciddi olamazsınız?

Tüm gazeteler bu mucize adamın ülkeye dönüşünü yazıyordu.

Bu kitabı çok uzun zaman önce okudum .Ama not aldığım cümleleri hala asılı durur duvarımda.İnsanın kendi yolunu bulabilmesi için bazen rehbere ihtiyacı olur.Hayat o kadar karmaşık o kadar çözülemez bir hal alır ki,çekip kurtarmak gerekir insanı bu karmaşadan ve açmak gerekir gözünü.Yarınlara olan inancının hiç bitmemesini sağlamak ,ümüdin hala var olduğunu hatırlatmak ...Bu kitap kendinize farklı yol çizmenizde ve kendinizi bulmanızda yardımcı olucaktır.Okumanızı tavsiye ederim.

Pazartesi, Ekim 19, 2009

Yeni Ay

NEW MOON-YENİ AY

FRAGMAN





Yeni ayda aşk ve gerilim biraz daha artıyor cullen ailesi bella'nın doğum gününü kutlamak istiyor ama bella ısrarla karşı çıkıyor çünkü yaşlanıyor.

Cullenların evinde doğumgünü kutlarken hediye paketinin biri bella'nın elini keser ve ailenin yeni vejeteryanı jasper dayanamıyıp saldırır.

Bunun üzerine cullen ailesi bella ve edward'ın iyiliği için forkstan ayrılmaya kara verir

Bunu kaldıramayan bella artık hayatı umursamamaya başlar..



New Moon

Perşembe, Ekim 15, 2009

Yakın Dostumdan Bana Gelen

Aşağıda paylaşacağım yazıyı bana çok sevdiğim bir dostum yazmıştı..Kırgınlıklar ,küskünlükler içindeyken,elime tutuşturmuştu küçük bir kağıtta el yazısıyla yazdığını..Okuduğumda bir kez daha anladım,dünyanın başka yerlerinde bana benzer üzüntüler duyan,sevip kaybeden ,mutluluğu başka yerlerde arayan ve bazen boşuna mücadele ettiğini bildiği halde mücadele eden insanlar var..tek ben değilim...Ve hiç birşey için geç değil...
"Kimseyi değiştiremezsin hayatta.Ve kimse içinde değişmemelisin.Kimliğini kaybettiğin an yaşamını çöpe attın demektir.İstemediğin sürece hiç birşey için ödün vermeyeceksin hayatta.Gün gelir verecek birşeyin kalmaz çünkü.Herşeyi sen istediğin için yapacaksın,başkası senden istediği için değil.Ve sen,sen olarak kaldığın sürece senin yanında olanlar da mutlu olacaktır.Bırak hayatına eşlik etmek isteyenler gelsin seninle.Yolun bitimine kadar gelmeleri şart değil.Herkesin gidebileceği bir yol vardır.Sen yeterki yanında yer ayırmayı bil.Ne sen kimse için mecburi istikamettesin,ne de bir başkası senin için...Seninle gelmek isteyenleri yanına al.Belki beraber daha çok şey katabilirsiniz bu hayata.Yanındaki seni mutlu ettiği sürece kalsın hayatında,zorlama kendini.Hayat rahat insanlarla güzel.Ve hayat hakettiği gibi yaşandığında güzel...(4 Şubat 2009)"
alıntıdır.

Hasbahçede Sonbahar


Hasbahçede Sonbahar

"Sultan Ahmet gözlerini kapattığında isyancıların uğultusu saray duvarlarını dövüyordu. Uykuda gibiydi. Yaşananların kâbus olmasını ne kadar çok isterdi. Gözlerini ovalayıp karşısında sıra sıra dizil kavuklu adamların endişe kasınmış yüzlerine baktı. İradesini zorladı. Bitkin bedeni, çatlamış dudaklarını oynatmaktan bile acizdi. "Bitti" dedi sadece "bitti..." Beklemekten yorulmuş devletlüler, ağzından dökülen tek kelimeyi zehir gibi yudumlayıp gözyaşlarına yol verdiler. İhtilal meydan bulunca, ayaklar çoktan baş olmuş. Sadrazam'ın kanı cellâdın yüzüne sıçramış. İstanbul... Umur görmüş bu kadim şehir, sonbaharı yaşamaya durmuştu. Ne yaman acı, ne bitmek çile, ne onulmaz illetti bu. Yaseminler kurumuş, laleler çoktan boynunu bükmüştü. Hasbahçe tarumar, yürekler yangın yeriydi."


Okuduğum en güzel kitaplardan biriydi..Bir sonraki sayfayı hep merak ettim ,sıkılmadan aksine büyük bir zevkle tarihinizin bir kesimini öğrenebilceğiniz bir kitap.Zekeriya Yıldız kendisine has bir uslup ve akıcılıkla anlatmış olayları..Gerçeğe yakın tasvirlerse insanı bu dünyadan alıp uzaklara götürüyor..Bu kitabın sayfalarını çevirmeye başladığımda büyüsüne kapılıyor,bambaşka bir zamanda yaşıyormuş hissini yürekten duyuyordum.Kimi zaman Meryem oluyordum,aşık.Kimi zamansa padişah karısı..Keşke o zamanlarda yaşamış olsaydım ...

Şeytan Yemini


Şeytan Yemini

Birbirinin benzeri cinayetler işlenmektedir. Bu cinayetlerin ortak noktaları, katillerinin öldükten sonra hayata döndürülmüş ve uzun süre komada kalmış insanlar olmasıdır. Öldürülen kişiler de, onların komaya girmesine sebep olan kişilerdir. Bir tür intikam cinayetleridir bunlar. Ancak bu kişiler gerçekten katil midir? Yoksa sadece verilen emirleri uygulayan birer piyon mudurlar? Avrupa'nın birbirinden uzak kentlerinde işlenen bu cinayetler nasıl bu denli benzerlik içermektedir? Yoksa katil tek bir kişi midir? Kendini şeytanın yerine koyan, kendini şeytan sanan biri. Belki de şeytan gerçekten yeryüzüne inmiştir.

yazar:
Jean-Christophe Grange


Ben Grange ın kitaplarını okuduğumda hep aynı şeyleri söylüyorum..Grange kendisini aşmış..Dostum senin zorun ne:D ..Muhteşem bir kitap tıpkı Grange ın diğer kitaplarında olduğu gibi yatmadan önce okumanızı tavsiye ediyorum tabi eğer korkunun kendisinden hoşlanıyorsanız..

Ares'in Oğlu Kyknos



ARES'İN OĞLU KYKNOS

Kan dökmekten bıkmayan zalim Ares'in çocuklarıda tıpkı kendisi gibiydiler. Bunlardan en yamanı Kyknos idi. Bu genç haydut dağ başlarında gezer, yolları keser, önüne çıkan yolcuları soyup soğana çevirir sonra kim olursa olsun hiç acımadan vahşice öldürürdü. Vahşiliğini daha da öteye götürüp öldürdüğü insanların kafatasından babası Ares için bir mağbet yapmıştı.

Ama bir gün Kyknos, büyük kahraman Hercule ile karşılaştı. Her zaman ki gibi orman da dolaşıp kendisine soyacak bir yolcu ararken karşısına Hercule çıktı. Hercule hırsızlara ve katillere derslerini vermeyi kendine görev edinmişti, dünyayı dolaşarak bir bir insanlara zarar veren bu katilleri yakalıyordu ve Kyknos ta bunlardan biriydi.

Kyknos Hercule'ün parlak kalkanını görünce bir an evvel ona sahip olma arzusu ile kim olduğunu bilmeden ona saldırdı. İki cesur adam şiddetli bir kavgaya tutuştular, güçleri birbirine yakın olduğundan kavga uzun sürdü. İkiside yorulmak nedir bilmiyordu. Derken Hercule uzun mızrağını savurdu ve Kyknos'u tam boğazından vurdu.

Öğlunun öldüğünü öğrenen Ares çılgına dönmüştü. Hemen yer yüzüne inip çılgın gibi Hercule'ün saldırdı. Vahşi çığlıklar atarak mızrağını Hercul'e fırlattı aynı anda Athena oraya gelmiş ve mızrağın yönünü değiştirerek Hercule'e yardımcı olmuştu. Bunu üzerine Ares kılıcına sarıldı ama o daha kılıcını çıkaramadan Hercule üzerine saldırdı ve onu bacağından yaraladı. Ama o bir tanrıydı onu öldüremezdi. Bu yüzden onu yaralı haliyle bıraktı. Periler Ares'i Tedavi için tanrıların dağına götürdüler. Ama ondan önce Ares ölen oğlunu beyaz bir kuğuya çevirdi.

İnsanın yaratılışı



İNSANIN YARATILIŞI

Titan İapetos'un dört oğlu olmuştu. Bunlardan Menoitios ve Atlas; Zeus'e başkaldıran Titan'larla beraber olduklarından cezalandırılmışlardı. Menoitios hainliğinden ve ölçüsüz cüretinden dolayıErebes'e daldırılmışrı. Atlas ise dünyanın öbür ucunda ve Hesperides'lerin önünde omuzlarına gök kubbesini yüklenerek ayakta beklemek cezasına çarptırılmıştı. Diğer iki kardeş Prometheus ve Epimetheus'un kaderleri daha farklı oldu. Her ikiside insanın yaratılışında önemli rol oynadılar.

Olympos tanrılarının kudretine ve kuvvetine karşılık Prometheus'ta kurnazlık ve zeka vardı. Titanların meşhur isyanları sırasında tarafsız davranan bir Titan olduğu halde baş tanrı kendisine başkaldırmadığı, tersine saygı gösterdiği için Prometheus'u Olympos'a ölmezler arasına kabul etmişti. Fakat kendi ırkını mahveden Zeus'a karşı içinde büyük bir kin ve öfke olan Prometheus, tanrılarını inkar edecek, onları hiçe sayacak ve işleyecekleri kötülüklerle en vahşi hayvanlara bile taş çıkartacak, dünyanın başına bela olacak bir mahluk'u, insanı yaratarak intikam almaya karar verdi.

Prometheus ilk insanı çamuru göz yaşlarıyla karıştırarak yarattı.Buna aslanın gücünü, tavusun kibrini, tilkinin kurnazlığını tavşan'ın ürkekliğini kattı. Fakat insan çıplaktı, kendisini koruyacak hiç bir şeye sahip değildi. Doğduğu günden itibaren acıları, üzüntüleri, ve bitmek bilmeyen ihtiyaçları başlıyordu. İlk insan çiğ meyvalarla, kanlı etlerle beslenip, elbise yerine bitkilerin yapraklarına sarılıyorlardı. Güneşin faydalarını bilmeden kendilerini karanlık oyuklarda saklıyorlardı. Yarattığı mahluklara acıyan Prometheus insanları daha iyi bir şekilde yaşatabilmek, vahşi hayvanlara karşı etkili silahlarla koruyabilmek, toprağı sürmeye yarayacak gerekli aletleri elde edebilmek için onlara madenleri işlemeyi ve ateşi vermeye karar verdi.

İçi baştan başa oyuk fakat yanabilir bir özle kaplı olan Ferule "Şeytantersi ağacı" denilen ağaçtan bir dal koparıp Lemnos adasına gitti. Hephaistos'un (Ateş Tanrısı) alevler fışkıran ocağına yaklaştı ve madenleri eriten kızgın ateşinden bir kıvılcım çaldı. Elindeki sopanın özünün içine sakladı ve onu ilahi bir armağan olarak insanlara götürdü.

O günden itibaren insanlar ateşin yardımıyla daha iyi yaşamaya başladılar. Yiyeceklerini pişiriyorlar, soğuk havada ısınıyorlar, karanlık mağaralarda çıralı odunları yakarak birbirlerinin yüzlerini görüyorlardı. Fakat bir süre sonra nerden geldiklerini unutarak kendilerini tanrılarla eşit tutmaya başladılar. Zeus onların böyle şımarık davranacaklarını önceden tahmin ettiği için onlara ateşi vermemişti. Kendi haberi olmaksızın insanlara ateşi hediye ettiği ve onları şımarttığı için Prometheus'a kızarak onu Kafkas dağlarının en yüksek tepesine gönderdi ve ateşin, sanayinin tanrısı Hephaistos'tan onu yalçın kayalara çakmasını istedi. İlahi demirci istemeyerk Zeus'un bu emirine boyun eğdi ve Prometheus'un kollarına ayaklarına kırılmaz zincirler geçirerek onları sıkıca kayalara çaktı. Prometheus'un cezası bununlada kalmadı..her sabah, kocaman bir kartal kanatlarını açarak süzülüyor ve gelip Prometheus'un ciğerlerini yiyordu. Bu vahşi hayvan sivri tırnaklarını Prometheus'un göğsüne batırıyor ve korkunç gagası ile ciğerini didikliyordu. Akşama kadar yediği ciğer, gece sabaha kadar tekrar bitiyor, çoğalıyor eski haline geliyordu. Bu işkence tam bin sene sürecekti. Fakat otuz sene sonra Zeus Prometheus'a acıdı ve onu affederek tekrar ölümsüzler arasına Olympos dağına aldı.